Gelecekten Dönüş

Kutuplarda bir zaman makinesi çalışmasının gelecekte yapılacağı ilk kez Universalist Dergide yer alıyor. Çılgınca ve manyakça gelebilir. Ama bu satırlar geçmişi ve geleceği değiştirecek. Bu satırları kaleme aldığımız için belki akıl hastalığı ile itham edileceğiz. Çok çılgınca… Bu nedenle arkanıza yaslanın geçmişte olanları ve gelecekte olacakları görün!

Bu yazı geleceği dizayn edecek. Geçmişi ise etkiledi. Çünkü geçmişte yaşanan oldu ve bitti. Gelecekteki çalışmalar bu çılgın yaklaşım öncülüğünde yapılacak. Universalist etki tsunami gibi geçmiş ve geleceğe yayılacak. Bu yazı bir kapıdır. Kapıyı açıyoruz. Yazının kendisi kozmik geçiş noktasıdır.

Oyuk Dünya Teorisi

Oyuk Dünya Teorisini daha önce duymuşsunuzdur. Bu teori modern zamanlarda ortaya atılmış bir kuram değildir. Athansius Kircher adlı bir Alman, 1664 yılında Mundus Subterraneus adlı eserinde Dünya’nın merkezinde bir ateşin var olduğunu iddia etmişti. Buna göre yazar gezegenin derinliklerinde devasa yeraltı göllerinin ve lav bölmelerinin olduğunu dile getirmişti. Kuzey kutbundaki bir delikten giren sular bir girdap tarafından bu merkezi ateşe doğru çekiliyor ve burada ısıtılarak güney kutbundan dışarı çıkartılıyordu.

oyuk dünya 2

Halley kuyruklu yazarına adını veren bilim insanını hatırladınız sanırım. Tarihin en büyük bilim insanlarından biri olarak kabul edilen Edmond Halley tarafından öne sürülen Oyuk Dünya teorisinden başkası değildi. Halley Dünya’nın manyetik alanının her yıl yer değiştiren çizgileriyle o zamanlar düşünüldüğünden çok daha tahmin edilemez olduğunu fark etmişti. Halley, bunu da Dünya’nın, aslında bir bütün olarak çukurlu bir yapısı olmasına bağladı. Zira yerkürede üzerinde durduğumuz en dıştaki kabuğun içerisinde çok daha sıkı bir biçimde iç içe geçmiş üç adet kabuk katmanı yer almaktaydı. Manyetik alanımızın hareketlerine etki eden de işte bu içteki kabukların kutuplarıdır. Bu katmanlar ve manyetik alan arasında bir bağ kurmasının ötesinde, Halley bu içteki kabukların üzerinde de bazı yaşam formlarının var olduğuna inanıyordu. Kısaca Halley’in öne sürdüğü teori “iç içe dünyalar” yaklaşımıydı.

Oyuk Dünya konusunda bu olağanüstü yaklaşımları getiren bir bilim insanı oldukça şaşırtıcıdır. Aslında kendisi de bu duruma şaşırmaktadır. Ama sanılanın aksine bilim hayalle başat gitmektedir. Halley bu satırları 1692 yılında şöyle yazdı: “Abartılı ya da romantik gibi görünen bir düşünce geliştiriyor gibi görünebilirim, fakat okuyucu da beni eleştirmeye başlamadan önce bir varsayımı, aynı anda hem bu kadar yeni hem de bu kadar cesur kılan bu argümanların gücünü ve sayısını hesaba katmalıdır.”

Sonra Cyrus Reed Teed adlı  Amerikalı bir doktor ortaya çıktı. 1869 yılında, biraz elektrik ve bir parça da manyetizmanın bileşiminden oluşan bir tür simya içeren, özgün bir tıp yöntemi geliştiren Teed vücuduna verdiği aşırı elektrik yükünden dolayı bilincini kaybetti. Kendine geldiğinde, İsa’nın ruhunun kendisinde yaşadığını düşünmeye başladı ve dünyanın ters çevrilmiş bir küre biçiminde olduğuna karar verdi. Buna göre, hepimiz bu ters yüz edilmiş kürenin iç tarafında bulunuyor ve uzaya yüzümüzü çevirdiğimizde aslında dışarıya değil içeriye doğru bakıyorduk. Teed bu görüşler doğrultusunda Koreshanity tarikatını kurdu. Kendine inananları topladı. Kendi cümleleri ile ileri sürdüğü düşünceler şunlardır:

Dr. Cyrus Reed Teed

“Simyasal-organik (fiziksel) dünya ya da evren yedi metalik, beş madenli ve beş jeolojik tabakadan oluşan, içinde yaşanabilir bir toprak ve su yüzeyi olan bir kabuktur. Okuyucunun da anladığı bu iç yüzey içbükeydir. Yedi metalik tabaka veya tabaka yedi asil metal, kabuğun en dış kabuğunu oluşturan kıvrımlardır. Bu kabuk ya da kabuk birkaç mil kalınlığındadır. Bu kabuk içinde üç ana atmosfer vardır; ilk veya en dışta (var olduğumuz) başlıca oksijen ve azottan oluşur; bunun hemen üstündeki saf hidrojen ve aboron olarak adlandırdığımız hidrojen atmosferinin üstünde olanı İçinde çekirdeği olan çekirdeği olan güneş elektromanyetik atmosferi var. Bu atmosferlerin içinde ve işgalinde güneş ve yıldızlar, ayrıca gezegenler ve ay da denilen yansımalar bulunur. Gezegenler metalik tabakalar ya da içbükey kabuğun düzlemleri arasında elektromanyetik itici güçle hareket eden mercimektir.” 

Bu yaklaşımlar elbette oldukça sıra dışıydı. Oyuk Dünya Teorisinin yakın zamanlardaki temsilcilerini dile getirdik. Ancak Oyuk Dünya çok daha köklü bir inanca dayanıyordu. Malumunuz Agartha ve Şambala konusu… Ancak bu yazıda kökenlerine çok dalmak uygun olmayacaktır. Zaten amacımız Oyuk Dünya Teorisini kanıtlamak değildir. Tam aksine bambaşka bir noktaya gelmek istiyoruz. Sadece kısa bir değiniş yapacağız.

Antik Grek mitolojisinde Hyperborea olarak geçen bu ülke, Kuzey Trakya’da bulunan düşsel bir bölgededir. Burada her şey eşsizdir, günde 24 saat güneş parlar. Bu güneş gezegen içindeki içindeki bir güneştir. İç Dünya’ya Mısır, Tibet, Yucatan, Bermuda Üçgeni, Rusya ve Afrika’dan girişler vardır. Anlatılara göre uzaylılar zaman içinde Himalaya dağları içindeki yeraltı mağaralarına yerleştiler. Sonrasında iyicil ve kötücüller birbirlerinden ayrıldı. Agartha-Şambala, yeraltı öyküleri buna dayanmaktadır. Budist öykülerde oyuk dünyaya gidilmektedir. Yine cehennem ve cennet inançlarının pagan kökenleri altında bu düşünceler vardır. 

Bu inançlar, yaklaşım ve teoriler bir kanıtlama peşinde olmadığımızı söyledik. Bu anlatılanlar sadece bir ön veri olarak kabul edilmeli. Çünkü Oyuk Dünya teorisinin varlığına ilişkin bir çalışmadan öte konunun başka bir boyutta değerlendirilmesi gerektiğini öne süreceğiz.

Nazilerin Kutuplardaki Çalışmaları

Oyuk Dünya fikrini dile getirenler dışında bazı fiziksel kanıtlardan da söz etmek mümkündür. Özellikle Nazilerin Kutuplardaki çalışmaları başlı başına bir kitap konusu olacaktır. Hem Arktika hem de Antarktika’da yapılmış Nazi çalışmaları günümüzde bile gizemini korumaktadır. Bu anlamda Hitler’in gizemli kayboluşu sonrasında Amerikalıların kutup bölgelerinde istihbarat faaliyeti yürüttüğü bilinmektedir. 

Amiral Byrd 19 Şubat 1947 günü Kuzey Kutbu’na bir uçuş yapmak üzere bir telsizci ile birlikte görev aldı. Bu uçuş sonrasında fantastik sayılabilecek bir hal aldı. Kaşif pilot Richard E. Byrd bir anda olağanüstü bir dünyanın içine girdi. Bu dünyanın içiydi. Amerikalı pilot kuzey kutbuna Naziler konusunda istihbarat ve kuzey kutbu hakkında bilgi edinmek için görevlendirilmişti. İklim ve yeryüzü bir anda değişmiş, kar ve buzullar yok olmuştur. Byrd’ı karşılayan insanlar uçağını güvenle yere indirmiş ve onu sıra dışı mekanlara götürmüşlerdir. Kulağa çok ilginç geliyor. Ama Byrd buradaki acayip insanların lideriyle görüşme imkanı bulmuştur. Richard E. Byrd yalancı mı yoksa öyküsü tamamen doğru mu? Richard E. Byrd’ın röportaj kaydı hala mevcut. Merak edenler Youtube’dan ulaşabilir. Aslına bakacak olursak Byrd bir yalancıya ve spekülatöre göre daha kararlı ve dürüst bir imaja sahip…

Bu teorisyenler ve tanık öyküsü sonrasında başka bir kanıt daha ileri sürmekte fayda var. Uzay fotoğrafları… İlk defa 26 Ocak 1967’de ESSA-3 uydusu tarafından çekilen fotoğrafta fark edilen oyuk, 23 Kasım1968’de ESSA-7 uydusu tarafından daha net fotoğraflanmıştır.

Daha yakın zamanlı çekimlere bakalım. 2008’de NASA tarafından yapılan uydu tespiti:

Yine en büyük kanıt olarak sunulan 11.11.2015 tarihli NASA uzay çekimi: 

Yani bu konuda çok kadim çağlardan bu yana farklı verilerin olduğunu gördük. Aslına bakacak olursak bu inanç ve teoriye ilişkin daha çok örnekler bulunmaktadır. Bu yazıda asıl konuyu anlatabilmek için bu ön verileri kısa tutmak lüzumu doğmuştur. 

Yine tekrarlayalım. Amacımız asla Oyuk Dünya Teorisini kanıtlamak değil. Tam aksine Oyuk Dünya Teorisinin bilimsel anlamda yeterli kanıta sahip olmadığını gözlemliyoruz. Peki bu noktada bu ön veriler ne anlama geliyor? Bu sorunun yanıtı için zihinlerimizi başka bir tarafa çevirmemiz gerekecek. 

Dünyadaki zaman kavramı dünyanın dönüşü, dünyanın güneş etrafında dönüşü, güneş sisteminin galaksi etrafındaki dönüşü ilgilidir. Ancak dünya zamanı sadece dünyanın dönüşü ile ilgilidir. 

Zaman kütle çekimi içindeki akışı ifade eder. Bu anlamda zamanı belirleyen sadece kütle çekimi olacaktır. Dünyada kütle çekimini belirleyen yine dünyanın öz kütle çekimidir ki buna yer çekimi diyoruz. Dolayısıyla zaman kavramı yerçekimi ile ilgili bir durumdur. Karadelikler o kadar güçlü çekim gücüne sahiptir ki büyük kütleleri kendilerine sürükledikleri gibi zamanı da kendilerine çekerler. Böylece karadelikler zaman vakumu haline gelirler. 

Kutuplarda zaman farklıdır. Özellikle sıfır noktasında dünyanın dönüşü 0’dır. Yani kutup noktası binyıllardır, on bin yıllardır, milyon ve milyar yıllardır sabittir. Bu sabitlik korkunç bir sabitliktir. Çünkü değişim sıfırdır ve zaman yoktur. Sıfır noktasında bekleyen bir insan yaşlanmaz mı? Bu zamansızlık 0 noktasındaki biyolojik canlının yaşlanmasını bütünüyle durdurmasa da yavaşlatacaktır. Ancak olay bu değil…

Dünya zamanının dünyanın dönüşü ile ilgili olduğunu söyledik. Bunda hiçbir kuşku yoktur. Ya dünyanın dönüşünden hızlı hareket edebilseydik ne olurdu? Bu dönüşü sağlamak teknik ve teori olarak mümkün… Dünya saat ibresinin tersi yönüne doğru, batıdan doğuya, soldan sağa döner. Tüm bu kavramlar temelde anlamsızdır ve sadece bizim tanımlamamız için icat edilen kavramlardır. Ama somut gerçek dünyanın dönüş yönüne doğru daha hızlı gidersek dünyadan bağımsız geleceğe gidebilme olasılığımızdır. Yine dünyanın dönüş yönünün tersine dünyadan daha hızlı şekilde yol alırsak geçmişe gitme olasılığımız çok yüksektir. 

İşte bu noktada kutuplar zaman kırılması alanı olduğunu gözlemliyoruz. Gelecekte ise kutupların bu özelliği zamanı kırmak için kullanılacak. Bu düşüncenin mimarı ise kuşkusuz Universalist olacak. 

Kutuplarda zaman kırılması nasıl sağlanır?

Öncelikle zamanı belirleyen kavramın “hız” olduğuna dikkat çekmek gereklidir. Einstein’in İzafiyet Teorisinin temeli hızdır. Hızla giden bir uçak içindeki insana göre zaman evinde oturan bir insana göre başkadır. Zamanda yolculuğun temeli kuşkusuz “hız” olacaktır. Söz konusu olan hız dünyanın dönüş hızının aşılması olacaktır. Hız ne kadar arttırılabilirse ivme ne kadar güçlenirse zamandaki akış ileri ya da geri o kadar artacaktır. Yani doğru orantılı bir durumdan söz ediyoruz. Dünyanın ekvatoral dönme hızı  saatte 1,674.4 kmdir. Merkezden kuzeye ve güneye gidildikçe bu hız düşmektedir. En sonunda kutup noktasında sıfır olacaktır.

Hyperloop projesi

Elon Musk tarafından yaşama geçirilen Hyperloop projesi kapsamında teorik olarak saatte 1223.101 km. hıza ulaşılabileceği düşünülüyor. İlk aşamada test sürüşlerinde saatte 400 km. hıza ulaşılacağı tahmin ediliyor. Bir platform içinde oluşturulan vakum etkisiyle sağlanacak ivme hızı arttırmak üzerine odaklanmış. 2024 ulaşım için kullanıma sunulan sistem dünyadaki ulaşımı yeni bir boyuta getirecek. Ama daha ötesi bu temel hız sisteminin kutuplarda uygulanması durumunda ortaya çıkacak durum…

Teknik olarak zamanın durduğu kutup 0 noktalarında bu sistemi kurmak mümkün değil… Bunun için kutup bölgesi içinde uygun daire içinde bir Hyperloop sistemi kurmak… Eğer gerekli teknik altyapı oluşursa ki bu gelecekte oluşacak zaman makinesi deneylerine geçilecek. Hız duvarları aşıldığında ise zamanda geri ve ileri gidebilmenin kapısı açılacak. Bu kapsamda şu akla gelebilir. “Dünyanın dönüş hızından daha hızlı gidilse güneş sistemi ve galaktik saatte sapma yaşanmayacağından geriye ya da ileriye bir gidiş sağlanamaz” şeklinde bir eleştiri getirilebilir belki. “Çünkü sonuçta hız dünyada kalmıştır. Oysa zamanda sapma yaratabilmek için  galaktik ve güneş sistemi zamanında da oynama yapmak gereklidir.” Tarzında bir yaklaşım akla gelebilir. Ancak burada unutulmaması gereken nokta evrenin tekilliğidir. Yani biz dünya yerçekimi üzerinde hız ile sapma yaratırsak bu tekillik evrende de etki yaratacaktır. Bu tekilliği aşamadığımızdan yeryüzünde yaratılan zaman sapması evrensel bütünlük içinde de zaman sapmasına neden olabilir. Tabi teori bu şekilde kurulmalıdır. Bilimin içinde deney olmadan sağlam sonuçlara ulaşmam mümkün değildir. Bu nedenle denemek ve öğrenmek gereklidir. 

Şimdi bunun Oyuk Dünya Teorisi ile ne ilgisi var?

Başta anlatılanlara geri dönelim. Gerek kadim bilgiler, gerek yakın tanıklıklar gerekse NASA’nın fotoğrafları gelecekte yapılacak bu yolculukların yansımalarıdır. Yani örneğin 2025 yılında bu Hyperloop ile geçmişe yolculuk edildiğinde geçmiş insanlar bu olaya tanıklık edecektir. Ve bu tanıklıklar kitaplara geçirilmiştir. Oyuk Dünya Teorisine ilişkin ileri sürülen her türlü olay ve olgu bu zaman sapmalarına ilişkindir. Örneğin 11.11.2015 tarihli NASA’nın kutup fotoğraflarına odaklanın. Bu fotoğraf gelecekte yapılan zaman yolculuğun o tarihe etkisini göstermektedir. 

Universalist etki devam ediyor. Geçmiş ve gelecek kapısını açtık. Şimdi gelecek çok farklı olacak kuşkusuz. 

Murat Tetik

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s