YAŞAMI NASIL TANIMLARIZ?

Aynaya bakarken gördüğümüz şey nedir? Evet, tabii ki de gördüğünüz şey kendimiziz. Peki ama biz neyiz? Bu yazıyı okuyabiliyorsanız muhtemelen bir insansınız. Ama ne olursak olalım “yaşayan bir organizma” olduğumuzu söyleyebiliriz. Ancak o zaman da yaşamın ne olduğunu tanımlamamız gerekir. Örneğin biz, insanlar, yaşamlarımızda genellikle; hareket ederiz, enerji harcarız, uyaranlara cevap veririz ve çoğalırız. Ancak bizi canlı kılan şey nedir? Canlılık nedir? Yaşam nedir? Dünya dışı yaşam bulundu mu?

CANLI ORGANİZMALAR NEYDEN meydana gelir?

Vücudumuzdaki en küçük şeyler, kuark ve elektron adı verilen küçük parçacıklardır. Bunlar bir araya gelerek atomları, atomlar bir araya gelerek molekülleri, moleküller bir araya gelerek protein gibi daha büyük molekülleri oluşturur. Tabii ki en sonunda bir hücre oluşturana kadar.

Photo by Retha Ferguson on Pexels.com

Tek bir hücre canlı sayılabilecek en küçük şeydir. Dünyada tüm yaşayan organizmalar hücreden meydana gelmiştir. Bakterilerden insanlara kadar hepimiz hücreden oluşmaktayız.

Photo by Pixabay on Pexels.com

Eğer kuarklar ve diğer parçacıklar hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsak; parçacık fiziği, atomlar ve moleküller hakkında öğrenmek istiyorsak; kimya, daha büyük moleküller hakkında öğrenmek istiyorsak; biyokimya çalışabiliriz. Hücre hakkında öğrenmek istersek de biyoloji çalışmamız gerekir. Çünkü biyoloji yaşamın incelenmesidir ve Dünya’da yaşayan organizmaların en küçük yapı taşı hücrelerdir. Peki, hücreler için de insanlar için dediğimiz gibi “yaşayan” organizma dedik, burada yaşamdan anladığımız nedir? Yaşamı tanımlayabilir miyiz?

YAŞAM NEDİR?

Nesiller boyunca “Yaşam nedir?” sorusunun cevabı biyoloji derslerinde anlatılsa da tam olarak cevabı kavranamamıştır. Bilim insanları da “astrobiyoloji” olarak adlandırılan modern bilim alanını türetmiştir. Bu da onları temel bir sorun olan “Canlılık nedir?” ile karşı karşıya bırakmıştır.

Bir şeyi neyin canlı tuttuğuna dair eksiksiz ve bilimsel bir fikir birliği yokken, fikirler uyuşmazken ve canlılık sorunun dünyayla ilişkili tanımlamaları yapılamamışken astrobiyologların evrenin geri kalan kısmında yaşamı incelemeleri bir hayli zor gözükmektedir. Dünya’daki yaşamı tanımlayamadan evrendeki yaşamı nasıl tanımlayabiliriz?

Örneğin, Mars’ta yaşam arayışı içindeyiz ancak yaşamı bulup bulmadığımızı anlamak için öncelikle onu tanımlamamız gerekmez mi? Yoksa yaşamı bulup bulmadığımızı nereden anlayabiliriz? Evrenin herhangi bir yerindeki yaşamdan ne bekliyoruz? Yaşam aslında nedir? Öncelikle bu sorulara cevap vermemiz daha doğru olabilir.

NASA’nın tanımına göre yaşam, Darwin’in evrim kurallarına göre evrim geçiren ve kendi kendine yetebilen bir kimyasal sistemdir. Ancak Darwin’in teorilerine bağlı kalarak yaşamı tanımlamak, uzayda yaşamı araştıran bir kuruluş için ne kadar doğrudur? Yaşam başka şekilde olamaz mı? Üstelik Darwin’in yaşadığı yıllarda geçmişe ait herhangi bir insan fosili bile bilinmemekteydi.

Photo by Marcus Lange on Pexels.com

Hatta Darwin’den 600 yıl kadar önce Müslüman bilim adamları tarafından evrim teorisi ortaya atılmıştır. Darwin ise sadece bir milattır, bu teoriyi geliştiren kişidir. Yani tanımlama için illa ki bir başlangıç noktası belirtilmesi gerekilirse Darwin’den daha da önceye gidilebilir.

BİZİ BİZ YAPAN GENETİK KOD: DNA

DNA, hepimizin kimliğidir. Bazılarımız bu konuya sanki ortada bir sihir varmış gibi bakıyor. Ama kimya ve biyokimyayı anlamaya başlarsak biyoloji de bizim için çok şey ifade etmeye başlar. Unutmayalım ki doğa olayları hakkında ne kadar çok şey öğrenirsek her şey de o kadar sihir yokmuş gibi gelebilir.

Hücre

Doğa ile ilgili bir başka şaşırtıcı bir şey ise farklı gerçekliklerde birlikte ne kadar katmanlı olmasıdır. Mikroskopta çeşitli boyutları incelediğimizde boyutu ne kadar büyütürsek yeni ve daha karmaşık bir gerçeklik ortaya çıkar. Yani hücreler, moleküler bileşenlerine göre daha kompleks yapıdadır.

Photo by Edward Jenner on Pexels.com

Bir organizmaya kimliğini veren molekül, DNA’dır. Bizi biz yapan bu koddur ve vücudumuzdaki her hücrede bulunur. Ancak kodlanacak çok fazla şey olduğu için DNA molekülü çok uzundur. Uzunluğunu belirtmek için hücrelerimizin sadece birinden DNA aldığımızı ve DNA’yı çözdüğümüzü düşünelim. Sadece bir hücremizden alınan DNA’nın boyu bir metreden uzun olurdu.

DNA

Peki ya sizce vücudumuzdaki trilyonlarca hücrede bulunan DNA moleküllerini çözüp sıralasaydık boyu ne kadar uzun olurdu? İnanılır gibi değil ancak uçtan uca Güneş Sisteminin sonuna kadar uzanırdı. Peki öyleyse vücudumuza nasıl sığar, bu kadar yer var mıdır?

DNA, histon adı verilen proteinlerin etrafına sarılarak depolanır. Oluşan bu sarmal formlar daha fazla yer kazanmak için aşırı sargılı şekildedir . Histon proteinleri etrafına sarılmış olan uzun, aşırı sargılı DNA’ya sahip moleküle kromozom denir. Bir hücrenin çekirdeğindeki genetik materyal ise kromatin olarak adlandırılır.

Kromozom

Yaşam, ele alınırken genellikle insan yaşamından bahsedilmektedir. Ancak bir canlının bizim gibi yaşayıp yaşamamasına göre yaşam vardır veya yoktur diyemeyiz. Örneğin sentetik DNA proteinleri üretebiliyor ve farklı moleküller kullanabiliyoruz. Bu da farklı türlü yaşamların olabileceği tahmin edildiği içindir. Bu noktada virüslerden de bahsedebiliriz.

VİRÜSLER CANLI MIDIR?

Virüsler, insanlar gibi çoğalmıyor, üremiyor ve herhangi bir metabolik faaliyetleri yok. Virüsleri “yaşamıyor” ya da “yarı yaşıyor” şeklinde sınıflandırsak bile aslında pek çok insan da bu şekilde yaşamını sürdürmektedir.

Çoğalmayan ve metabolik faaliyetlerini minimumda sürdüren bir sürü insan vardır. Bu insanlara “yaşamıyor” veya “canlı değil” diyemeyiz. Bu yüzden yaşamdan bahsederken hangi cinsin yaşamından bahsettiğimizi belirterek araştırma yapmak daha doğru olabilir.

Virüsler, yaşamaları için gerekli enerjiyi üretemedikleri için genellikle cansız kabul edilirler ancak diğer canlıların içinde, örneğin insan vücudunda, evrim geçirebildikleri için biyologlar yarı-canlı olarak kabul etmişlerdir.

MARS’TA YAŞAM BULUNDU MU?

1975 senesinde NASA tarafından Mars’a yaşam bulmak için gönderilen Viking 1 ve Viking 2 içerisinde bulunan bir enstrüman o zamanki yaşam tanımına göre bir deney yaptı ve orada yaptığı deneye göre yaşamı bulduğunu iddia etti.

Mikrofilm üzerinde depolanan Viking biyoloji deneylerinden elde edilen verilere bir mikrofilm okuyucu kullanılarak erişilmesi gerekiyor. David Williams ve arşiv ekibi, verileri daha erişilebilir hale getirmek için dijital ortama aktarmaya çalışıyor. Credits: David Williams

Ancak NASA, bunun sonucunda en başta kabul ettikleri yaşam tanımının doğru olamayabileceğini düşündü ve bu yüzden Mars’ta buldukları yaşamı açıkladıklarında herkes tarafından kabul edilmeyeceği için sessiz kalmayı tercih etti. Daha gerçekçi ve herkesin kabul edeceği bir yaşam formu gördükleri zaman onu kabul etmeyi düşündüler.

Viking Programı olarak adlandırılan bu görevlerin üzerinden 45 sene geçti ve daha yakın bir zamanda, 30 Temmuz 2020’de, Perseverance (Azim) aracını yaşam arayışı için Mars’a gönderdi. Bir şekilde yaşamın tanımını yapabiliyor olmalıyız ki “yaşam arayışı” veya “uzaylı” olarak adlandırdığımız şeyin ne olduğunu bilelim. Ancak şunu da göz önünde bulundurmalıyız ki ya uzaylılar bizim anlayabildiğimiz veya tanımlayabildiğimiz yaşam formunda yaşamıyorlarsa?

KAYNAKLAR

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s