YER ÇEKİMİ ASLINDA BİR YANILSAMA MI?

Yer çekimi, nesneleri birbirine doğru çeken görünmez bir kuvvettir. Dünya’nın yer çekimi, bizi yerde tutan ve bir şeyleri yere düşüren bir kuvvettir. Çoğumuz yer çekimini gerçekliğimizin varsayılan bir parçası olarak ele alıyoruz, yaşamımızın her anında yer çekimini hissediyoruz ve kabul ediyoruz. Ama aslında fizikçiler için yer çekimi, evrenin uzun süredir çözülmemiş bir gizemidir. Belki de aslında yer çekimi mevcut bile değildir.

NEWTON VE EINSTEIN’A GÖRE YER ÇEKİMİ

Yer çekimi her zaman çalışır. Genelde havaya bir şey bıraktığımızda yere düşmesini bekleriz. Yani, yer çekimi esas bir kanundur. Evrende nereye bakarsak bakalım büyük nesneler için işlemeye devam etmektedir. Isaac Newton, her nesnenin kütlesinin bir başka kütleyi çektiğini bize göstermiştir. Kütle büyüdükçe yer çekiminin gücü de artmaktadır.

Daha sonra Einstein, görelilik teorisiyle, bize bunun nedenini açıklamıştır. Bu oldukça uzun yıllarını almıştır ama sonunda uzay ve zamanı birlikte düşündüğü bir teori yazmıştır.

In Einstein’s view of the world, gravity is the curvature of spacetime caused by massive objects. Image source: T. Pyle / Caltech / MIT / LIGO Lab.

Einstein, uzay-zamanın bükülebildiğine ve bizlerin de bunu yer çekimi olarak hissettiğimize inanıyordu. Kütlelerin birbirine olan çekim gücünü açıklamıştı. Einstein’ın resmettiği yer çekimi, uzay-zamanın nasıl büküldüğünü ve uzay-zamanda kütlelerin hareketini izah etmişti. Böylece, Einstein yer çekiminin gerçekte bir kuvvet değil, uzay-zamanın bir eğriliği olduğunu keşfetmişti. Nesnenin kütlesi ne kadar büyük olursa, eğrilik o kadar büyük olacaktır.

Albert Einstein tarafından bu teori Güneş tutulması esnasında test edilmiştir. Einstein, büyük kütleye sahip olan Güneş’in, ölçülebilir bir şekilde alanı değiştireceğini ve uzak yıldızlardan gelen ışığın Güneş’ten geçerken hafifçe sapmasına neden olacağını varsaymıştır.

Photo by Drew Rae on Pexels.com

Güneş’ten gelen ışık, diğer yıldızlara göre çok daha parlaktır, yani bu eğrilik normal bir zamanda tespit edilememektedir. Sadece güneş tutulması sırasında görülebilmektedir. Bu şekilde İngiliz gök bilimci Sir Arthur Eddington, 1919 güneş tutulması sırasında ilk kez ışığın sapmasını fotoğraflayabilmiştir ve yıldızların Güneş etrafındaki görünür konumlarının Albert Einstein’ın genel görelilik teorisinde öngörüldüğü şekilde değiştiğini keşfetmiştir.

Bir de bilim adamlarının genel göreliliği, kuantum teorisi ile uzlaştırmaya çalıştıkları kuantum yer çekimi teorisi ortaya atılmıştır.

KUANTUM YER ÇEKİMİ TEORİSİ NEDİR?

Atom ve atom-altı parçacıkların ve kuvvetlerin davranışını tanımlamak için bir kuantum yer çekimi teorisi sunulmuştur. Bilim adamları yer çekimini graviton adı verilen parçacıklara bağlamıştır, bu da teorik olarak nesnelerin birbirine çekilmesine neden olmaktadır.

Photo by Ali Pazani on Pexels.com

Dört boyutlu uzayda yer çekimi hattı bir noktaya dönüşmekte ve uzay-zamanda yeni bir koordinat almaktadır. Bu, fizikçilerin “Holografi ilkesi” olarak adlandırdıkları bir teoridir. Holografik yansıma prensibine göre bizim gördüğümüz uzay, aslında asıl gerçeğin holografik ekranda kısa süreli yansımasıdır.

Photo by John-Mark Smith on Pexels.com

Einstein’ın yer çekimi teorisi ve kuantum mekaniği teorisi bu ilkeye göre gayet uyumlulardır. Einstein’ın teorisine göre gravitonlar düz bir uzayda hareket eder. Ancak bükülü holografide yer çekimi sadece bir noktadır. Yer çekiminin kum üzerinde ya da suda olması fark etmez çünkü bu gerçeklikte gravitonlar kesinlikle hareketsiz kalır.

Bizim hissettiğimiz ise sadece bir illüzyondur. Bunu bir TV şovu izliyormuşuz gibi düşünebiliriz, sonuçta ekranın arkasında bu programı hazırlayanları görmemiz mümkün değildir.

Yer çekimi, fiziğin en gizemli problemlerinden biri

Yer çekimi hakkında düşüncelerimizde farklı bir bakış açısı kazanmaya çalışmak istersek ve örneğin, bir kara deliği ziyaret edersek, bir ateş topu tarafından küle çevrilebiliriz. Kara delikler muhtemelen çok güçlü ateş duvarı ile çevrili olup içeri giren her partikülü yakıp kül eder ya da uzay-zaman dokusunu yakabilirler. Eğer orada bir ateş çemberi varsa bir şekilde sınırı da, bir kenarı da olmalıdır. Eğer bu bölgeye girersek neler olacağını bilemeyiz. Öyle gözüküyor ki orada ne uzay ne de zaman vardır.

Photo by Daniel absi on Pexels.com

Tüm açıklamalara rağmen kuantum mekaniği ve Einstein’ın bize uzay-zamana dayalı olarak anlattığı yer çekimi, yetersizdir. Yer çekimi bizi Dünya’nın üstünde tutuyor ve şu an bu gerçek gibi. Ama yer çekimi hiç de göründüğü gibi olmayabilir. Kara deliğin ateşten duvarını aşarsak yer çekimi tamamen yeni bir hal alabilir ve eğer yer çekiminin bu yeni halini keşfedebilirsek de artık yer çekimini anlayabiliriz. Bu, evren hakkında gerçekten ne bildiğimizi öğrenmenin bir yolu olabilir.

KAYNAKLAR

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s