GEÇMİŞ İLE GELECEK NASIL AYIRT EDİLEBİLİR?

Dünya’daki olguları tersine çeviremeyiz. Yani bir şeyler meydana gelir ve bunlar bir daha ters yönde gelişme göstermezler. Örneğin, bir bardağı yere düşürdüğümüzde bardak kırılır ve parçalarının yeniden bir araya gelip eski haline gelmesini bekleyemeyiz. Aynı şekilde, komedi türü bir sinema filmini sonundan başa doğru izlersek kahkaha atabileceğimizi de bekleyemeyiz. Ancak bu tabii ki geçmiş ile gelecek arasındaki farkı açıklayabilmek için iyi bir yol değildir. Çünkü, aslında bir deney yapmasak da biriktirdiğimiz deneyimlerimiz geçmiş ile geleceğin birbirinden farklı olduğunu göstermektedir. Geleceği anımsamayız ancak geçmişi anımsarız.

Photo by Luizmedeirosph on Pexels.com

Ne olabilir konusundaki bilinç ile ne olmuş olabilir konusundaki bilinç birbirinden farklıdır. Psikolojik açıdan bakarsak özgür irade ve bellek kavramları ortaya çıkacağı için geçmiş ile gelecek birbirinden tamamen farklıdır. Geleceğimizi etkileyecek bir şeyler yapabileceğimizi hissedebiliriz ancak geçmişimizi etkileyecek bir şey yapabileceğimizi düşünmeyiz. Örneğin; pişmanlık, umut, vicdan azabı gibi kelimeler geçmiş ve geleceği ayırt ederler.

dünya neden hep bir yönde gider?

Eğer doğa alemi atomlardan oluşuyorsa ve biz de atomlardan oluşuyorsak ve doğa yasalarına bağlıysak geçmiş ve gelecek arasındaki görünür farkı ve olayları geri döndüremeyeceğimizi şöyle açıklayabiliriz: Atom yasaları iki yönde işlemezler. Nesneler arasında olan bu tek yönlü etkileşim Dünya’nın hep bir yönde gitmesine sebep olmaktadır.

Photo by Pixabay on Pexels.com

Ancak bugüne dek keşfettiğimiz tüm fizik yasalarında geçmiş ve gelecek bakımından bir fark saptamış değiliz. Bu sebeple, yukarıda verdiğimiz film örneği iki yönde de aynı şekilde çalışabilmelidir.

FİZİK YASALARI TERS-ÇEVRİLEBİLİR MİDİR?

Örneğin kütleçekim yasasını ele alalım. Bir güneş ve bir gezegenimiz olduğunu varsayalım. Gezegeni güneş etrafında bir yönde harekete geçirsek ve filmini çeksek ardından da filmi geri doğru çalıştırsak ne olur? Gezegen, güneş çevresinde bir elips üzerinde hareket eder. Gezegenin hızı, eşit zaman aralıklarında, yarıçapın taradığı alanın eşit olmasını sağlayacak şekildedir. Yani gezegen, hareket etmesi gerektiği şekilde hareket eder. Ters yönde gittiği durumdan bir farkı yoktur. Buna göre diyebiliriz ki çekim yasasında yön bir fark yaratmaz.

Photo by faaiq ackmerd on Pexels.com

Eğer bir şeyler yapan parçacıklarımız olduğunu düşünürsek ve hızlarını ters çevirirsek daha önce yaptıkları şeye geri döneceklerdir. Kısacası, çekim yasası zaman bakımından ters-çevrilebilirdir diyebiliriz.

Elektrik ve manyetizma yasaları da ters-çevrilebilirler. Peki ya nükleer etkileşim yasaları? Onlar da bildiğimiz kadarıyla zamana göre ters-çevrilebilirler.

Güneş etrafında dönen gezegenlere dikkatlice bakalım, örneğin Dünya. Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki hareketi giderek yavaşlamaktadır. Bunun nedeni gel-git sürtünmesidir ve buna istinaden sürtünmenin ters-çevrilebilir olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü birden hareketlenip hızını artırarak tekrar dönmeye başlamaz.

Photo by Artem Beliaikin on Pexels.com

Bu yasalar ters-çevrilebilir veya ters-çevrilemez olsun aslında normal durumlar için çok da önemli değildir. Mesela biz tek-yönlüyüzdür. Konuştuğumuzda havaya ses yayılıyor ancak ağzımızı açtığımızda ses dönüp ağzımızdan geri içeri girmiyor. Ancak atom hareketleri sonucu dünyadaki normal olayların çoğunun ters-çevrilebilir yasalara bağlı olduğu sanılmaktadır. Bu yüzden ters-çevrilememe için daha fazla araştırma yapmaya ihtiyacımız vardır.

Photo by Andrea Piacquadio on Pexels.com

Bütün bilimlerde ulaşılan başarılar ile birlikte, Dünya’nın geçmiş zamanlarda daha düzenli bir durumdan bugüne kadar geldiğini görebiliriz. Bu yüzden evrenin teknik olarak geçmişte bugünkünden daha düzenli olduğunu söyleyebiliriz.

TERS-ÇEVRİLEMEZLİK İLKESİ

Enerji korunumu, dünya üzerindeki toplam enerjinin değişmediğini ifade eder. Bazen yayılan enerji o kadar düzgün olur ki bazı durumlarda onu kontrol etme imkanı bulamayız. Örneğin bunu kafamızda canlandırabilmek için küçük bir su birikintisine havlumuzu düşürdüğümüzü varsayalım. Ardından aynı havluyla kurulanmaya başladığımızda bizi kuruladığı kadar ıslattığını fark ederiz ve bu süreye kadar kurulanmaya devam ederiz. Ancak hala tam olarak kurulanamayız, havlunun en az bizim kadar ıslak olduğunu hissederiz. Havlu da bizim kadar su verme kolaylığına sahip olduğu için kendimize havluyu dokundurduğumuzda havludan bize geçen su kadar bizden de havluya su geçecektir. Yani ıslaklıklarımız eşitlenecektir.

Photo by Andrea Piacquadio on Pexels.com

Enerjiyi de aynı şekilde düşünebiliriz. Örneğimizdeki toplam su miktarı değişmediği gibi enerjide de toplam enerji miktarı değişmeyecektir. Örneğin farklı ısılardaki iki nesneyi yanyana koyduğumuzda aralarındaki enerji eşitlenene kadar enerji alışverişi yapacaklardır. Net sonuç sıfır olacaktır. Yani, nesneler aynı ısıya ulaştığında bir şey yapabilmek için kullanabileceğimiz bir enerji kalmayacaktır.

Photo by Bianca on Pexels.com

Ters çevrilemezlik ilkesine göre maddelerin sıcaklıkları farklı olduğunda zaman geçtikçe ısıları birbirine yaklaşacak ve kullanılabilir enerji azalacaktır. Bunu kafamızda canlandırabilmek için de ocak üzerine su koyduğumuzu düşünelim. Ocak ısınınca su donmayacaktır ancak yanan ocağın üzerine buz koyarsak eriyecektir, yani tam tersi olacaktır. Buradan tek yönlülüğün kullanılabilir enerjinin kaybedilmesine yol açacağını söyleyebiliriz.

GERÇEK DENEYİMLER VE FİZİK YASALARI

Geçmiş ile gelecek arasındaki fark, belleğimiz ve özelliklerimiz ile içiçe geçmiş durumdadır. Ancak yasaları biliyor olmak bunu kolay bir şekilde açıklamamız için maalesef yetmiyor. Bunu açıklayabilmemiz için çok fazla analiz yapılması gerekmektedir.

Photo by Gustavo Fring on Pexels.com

Fizik yasaları ve olgular arasında direkt olarak bir uyum olmaması çok sık karşılaşılan bir durumdur. Yasalar, deneyimlerden değişik ölçülerde soyutlanmışlardır. Buna göre yasalar ters-çevrilebilir olduğu halde olguların öyle olmaması buna örnek olarak verilebilir.

Fizik yasalarını biliyor olmak herhangi bir şeyi hemen anlamamıza yardımcı olamaz. Doğa, sanki bu şekilde düzenlenmiş gibi gerçek dünyada olan önemli şeylerin rastlantısal bir sonucu gibi görünür.

Photo by Tomas Anunziata on Pexels.com

Örneğin iskelenin iki ucu var ve biz bir ucunda durup olanları anlamaya çalışırsak ve orada olduğu şekilde gerçekleşeceğine inanırsak, bu çok yanlıştır. Dünyayı kavramanın yalnız tek yolla olacağını ummamız doğru bir düşünce tarzı değildir. Bir uçta uzmanlaştığımızda diğer uçta uzmanlaşanı da önemsememiz gerekir. Atılan bir adımı diğeriyle birleştirmemiz gerekir. Bu şekilde hem iki uçta hem de ortada çalıştığımızda Dünya’yı anlamamız daha da kolaylaşır. Ancak bu şekilde Dünya’yı anlayabiliriz.

KAYNAKLAR

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s